Çiftte Vav ne anlama gelir?

Vav harfi insanı ve tekliğini sembolize ederken, çifte vav da iki insanın birbirine yaslanma durumunda dengede durabileceğinin sembolüdür. Ayrıca motif olarak da kalp çizimine benzer, hatta neredeyse kalple aynıdır.

Ebced hesabıyla Çifte vav, 66 eder, bu da Allah demektir.

Osmanlı camilerinde padişahın namaz kıldığı yere hünkar mahfili denir. Bu yerin kapısının üzerinde çifte vav vardır. Çifte vav ebced hesabıyla 66 eder, bu da Allah demektir. Ve bu kapının içeri açılan kısmı normal insan boyundan biraz kısadır. Padişah buradan içeri girerken başını eğsin, ayakları yere bassın, kendinden büyük Allah’ın olduğunu unutmasın!

Çifte vavdan bahsedilirken onu yapmada en mahir olan Hattat Mustafa İzzet Efendi anılmadan olmaz.

Devir II. Mahmut devri. Mustafa İzzet Efendi 1801’de doğmuş devrin en büyük hattatlarından biri. İstanbul’da çok büyük üne sahip, sonradan kazaskerliğe kadar yükselmiş. Ayasofya’daki büyük levhaları yazan adam da buymuş…  İzzet Efendi özellikle çifte vav yazmakta ustaymış.

40 Levha 40 Yorum kitabında şöyle bir hikaye var:

İzzet Efendi bir gün Üsküdar’dan Beşiktaş’a geçecekti. O zaman Boğaz’da buharlı gemiler çalışmaya başlamamıştı. Bir yakadan ötekine geçecek olanlar “pazar kayığı” denilen büyük dolmuş mavnalarına binerlerdi. Ona yetişemeyenler ise tek başına (ve daha pahalı) bir kayık kiralayıp öyle geçerlerdi. İzzet Efendi’nin o gün acele bir işi vardı, kıyıda müşteri gözleyen kayıklardan birine atlayıp Kabataş’a çekmesini söyledi. Kabataş iskelesine yaklaşırken, kayıkçının ücreti ödemek için koynuna el atıp kesesini çıkarmak istedi. Fakat o da ne, anladı ki evden acele çıkarken keseyi almayı unutmuştu. Kıvranmaya başladı. Kayıkçı da iyi yarı, kaba saba bir adamdı. Ne diyeceğini düşünürken, aklına bir çare geldi: “Bak evladım, para kesemi evde unutmuşum. Yanımda sana verecek bir akçe bile yok. İstersen adresimi vereyim, akşama gel paranı al, isersen yarın sabah ben gelip seni iskelede bularak borcumu ödeyeyim.” Kayıkçının canı sıkıldı, bir şey demedi. O sırada İzzet Efendi başka bir şey düşündü: “Evladım, ben hattatım, hattatlık nedir bilir misin? Sana bir çifte vav yazayım. Sahaflar çarşısında kime götürecek olsan, sana bu kayık ücretinin elli mislini verirler.” Kayıkçı bu işten pek hoşlanmasa da, İzzet Efendi koynundan küçük bir kağıt parçası çıkardı. Belindeki divit kalemle hemen oracıkta kağıdın üzerine bir çifte vav çekti ve kayıkçıya uzattı.

Birkaç gün sonra boş bir zamanında kayıkçının yolu Beyazıt’a düştü, sahaflarda önüne gelen ilk dükkana girip, kağıt parçasını uzattı, “efendi şu kağıt para eder mi” diye sordu. Bilgili sahaf hemen atıldı: “Ooo, bu İzzet Efendi’nin çifte vav’ı. Ne istersin?” dedikten sonra, adamın eline yarım altın tutuşturdu. Kayıkçı, bir kağıt parçasının bu kadar para etmesi karşısında şaşkına döndü…

Aradan haftalar geçmişti. Bir köşede müşteri arayan bizim nobran kayıkçı, kalabalık arasında İzzet Efendi’yi derhal tanıdı. Ötekini berikini yararak kayığını bulunduğu yere getirdi ve kendisine şöyle seslendi: “Efendi baba, gel benim kayığıma buyur. Hem çifte vav da istemiyorum. Bir vav’a karşıya geçiririm seni!”

 

 

 

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir