Cuma Selâmlığı (Selâmlık Alayı)

Türk Korkusu adlı bir kitap okuyorum. Orada Osmanlı’nın diğer devletler tarafından algılanma biçimini kaynaklar vererek açıklamış. Orada Cuma Selamlığı ile ilgili bölümü okuyunca buradan Cuma Selamlığını paylaşmak istedim. Aslında ne kadar yanlış anlaşılmış Osmanlı, o zaman ki insanlar tarafından. Bilinmeyene olan korku ve sadece izlenimlerle kendi dünyasındaki algılarla Osmanlıyı anlatmaya çalışmışlar.

Cuma Selâmlığı (Selâmlık Alayı)

cuma selamlığı

Osmanlı padişahlarının cuma günleri, cuma namazı için camiye gi­diş ve dönüşlerinde yapılan törene “Selâmlık Alayı” denmiştir. Bu tö­rene bazen, “Cuma Selâmlığı” da denmiştir. II. Abdülhamid’e kadar olan padişahlar cuma namazları için değişik camilere gitmişlerdir. Tek bir camiye bağlı kalmamışlardır. Bu se­beple Selâmlık alayları hareketli ve gösterişli olmuştur. II. Abdülhamid ise oturduğu Yıldız Sarayı’na yakın Yıldız Camii’ni yaptırmış ve cuma na­mazlarını hep orada kılmıştır. Onun cuma selâmlıkları bunun için nisbeten sönük ve monoton geçmiştir.

İslâm devletlerinde Cuma namazının ictimaî ehemmiyeti pek büyüktü. Osmanlı padişahları, kendilerinden önceki İslâm hükümdarları gibi at üstünde ve bir merasimle büyük camilerden birine giderek Cuma namazlarını kılarlardı. Bilhassa halifeliğin Osmanlılar’a geçmesiyle Yavuz Sultan Selim Han’dan itibaren Osmanlı sultanları aynı zamanda İslâm halifesi de oldukları için bu hususa daha çok ehemmiyet vermişlerdir. Cuma namazının kılındığı ve hutbenin verildiği camilerin bütün Müslümanlara açık olması, hükümdarın halkla temasının sağlanarak derdini ve dileğini ona açıklamasını sağlıyordu.

Padişahlar, İkinci Abdülhamid’e kadar, camilere ata binerek giderlerdi. Rahatsızlığından dolayı İkinci Abdülhamid saltanat arabasıyla cumaya gitmesinden sonra atla gidilmez oldu.

Cuma selâmlığı merasiminde askerî, mülkî ve ilmiye sınıfından pekçok kimse bulunur, her sınıf askerden meydana gelen birlikler, namazdan sonra padişahın önünde resmi geçitte bulunurlardı. Askerini seven, yüzyıllar boyu serhat boylarından zafer haberleri bekleyen ve atalarını yâd eden halk da bu merasimleri büyük ilgi ile takip ederdi. O gün sokaklar bayram günleri gibi dolup taşardı.

Padişahlar, selamlık merasimi için her hafta bir büyük camiye giderlerdi. Böylece halkın, değişik camilerde sultanı görüp, dert ve şikâyetlerini anlatabilmeleri mümkün olurdu. Cuma selamlığından sonra Balmumcu çiftliğine, Ihlamur ve Zincirlikuyu köşklerine, arasıra saltanat kayığı ile Beylerbeyi’ne geziler yapılırdı.

Selamlıklara bütün şehzadeler, bazı yâverler, tüfekçiler ve hünkâr çavuşları katılırdı. Selamlığın hangi camide yapılacağı bilinmediği için halk, İkinci Abdülhamid zamanında, Yıldız Sarayı’nda toplanır, orada iradeyi bekler, padişah çıkınca onunla birlikte hareket ederdi. Bu esnada alkışçı tabir olunanlar şöyle söylerlerdi:

“Uğurun hayır ola, yaşın uzun ola, yolun açık ola. Saltanatına mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var.”

Son devirde otuz üç sene padişahlık yapan İkinci Abdülhamid’in selamlıkları hiç aksatmadığını, camide dert ve sıkıntısı olanların arzuhallerini alıp gerekeni yaptırdığını tarihî kaynaklar belirtmektedir. İkinci Abdülhamid namaz kılıp kılmamak hakkında kimseye mecburiyet koymadığı gibi baskıda da bulunmazdı. Yalnız veliahtların namaz kılmalarını ister, kılmayanları da ikaz ederdi.

Selâmlık resmini seyir için gelen halk, uzaklarda dururdu. Padişahı çok uzaktan da olsa görmeyi arzu eden halk, büyük bir kalabalık teşkil ederdi. Ecnebilere ise bunlardan sefirler için Mâbeyn dairesinin önünde, set üzerinde kapalı bir yer tahsis olunurdu. Sefirlere burada sigara, kahve vs. ikram edilirdi.

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir